23 Ağustos 2013 Cuma

ahtopot


Ahtapot (Çağdaş Yunanca χταπόδι [htapódi]'den: <Katharevousa οκταπόδι <οκταπόδιον <Eski Yunanca ὀκτάπους "Sekiz-ayak") (Octopoda) kabuksuz bir kafadan bacaklıdır. Kayalar üstünde kollarıyla sürünerek ve suyu hunisinden püskürterek hareket eder. Küçük türleri kayalık ve yarıklar arasında gizlenerek avlanır. İnsan ve büyük hayvanlardan saklanırlar. Çekmenli kollarıyla yengeçleri yakalar, kabuklarını boynuzsu ikiz çeneleriyle ve dişli dilleriyle parçalarlar. Parlak ve ses çıkaran nesnelere karşı çok meraklıdırlar. Bazı türleri savunma mekanizması olarak mürekkep fışkırtabilir. Bu durum birçok kez Mürekkep balıklarıyla karıştırılmasına yol açar. Mürekkep balığı en yakın akrabasıdı

Vücutları kısa ve yuvarlak yapıdadır ve manto üzerinde yüzgeçler yoktur. Ahtapotlar, bir çift gelişmiş gözleri bulunan ve beyinleri iyi gelişmiş, kabuksuz omurgasız hayvanlardır. 3 kalbi vardır.Manto boşluklarında bulunan solungaçlarıyla solunum yaparlar. Boyları 100 cm' ye kadar çıkabilir. Bir çift küçük çubuk halinde kabuk kalıntısı bulunur. Ağız çevresinde, üzerinde 2 sıra vantuz ( yapışıcı safiha ) bulunan ve başın çevresinden çıkan 8 adet, benzer yapıda, aynı uzunlukta ve dipte kısa bir zarla birbirlerine bağlı olan, güçlü bacak ve kolları bulunur. Yalnız “Eledone” cinsi ahtapotlarının kollarında tek sıra mevcuttur. Ters çevrilip bakılırsa tam ortada kuş gagasına benzeyen sert, koyu renkli ve kesici ağzı görülür. Erkeklerde bu kollardan birisi cinsel organ vazifesi görecek şekilde değişikliğe uğramış olup hektokotil olarak adlandırılırlar.

Ahtapotun yumurtaları

Ahtapotun yumurtasının her biri bir kapsülle muhafaza edilir. Yumurtalar salkım şeklinde bir küme meydana getirir. Her kapsülün bir ucu taşa veya başka bir zemine bağlanır. Dişi ahtapot yumurtaların üzerine kuluçkaya yatar. Açlıktan ölme pahasına yumurtalarını terk etmez. Hatta zorda kaldığında bacaklarından bir kaçını yiyebilir. Yumurtadan doğrudan doğruya ergine benzer yavrular çıkar. Bu yavrular sinir sisteminin kontrolü altında kasılarak veya gevşeyerek seri bir şekilde renklerini değiştirerek bulundukları ortama adapte olurlar.

Avlanması ve tüketilmesi

Ahtapot Ege-Akdeniz mutfağının aranan mezelerinden biridir. Özellikle zeytinyağlı salatası çok bilinir ve bölgede tüketilir. Avlanan ahtapot etinin yumuşaması için tahta bir sopayla düz bir taşın üzerinde dövülür. Haşlandıktan sonra salatası, yahnisi, kızartması yapılarak yenilir. Tekne üzerinden avlanması 'ahtapot salası' adı verilen kendine özgü bir oltayla yapılır. Kalın misina, iple yapılan oltaya plastik yapma balıklar, fosforlu etiketler, ses çıkartabilecek zil, metal levha takılır. Sürekli sallanan ve teknenin çok yavaş hareket ettiği avlanmada maksat meraklı yaradılışa sahip hayvanın salaya sarılmasını sağlamaktır. Dalarak zıpkınla avcılığı da yapılır.

KEFAL







Vücutları uzamış olup, yandan az basıktır. Ağız terminal olup büyüktür. Dişleri ise ya hiç yoktur ya da çok küçüktür. Bazı türlerde yağlı göz kapağı çok iyi gelişmiştir. Vücut başa kadar uzanan iri, genellikle sikloid pullarla örtülüdür. Yan çizgi bulunmaz. Kaideleri birbirinden oldukça uzak iki dorsal yüzgeci vardır. Birinci dorsal yüzgeci kısadır ve 1-5 kuvvetli diken ışınla desteklenmiştir. İkinci dorsal yüzgeç daha uzundur. Işınları ilk ikitanesi diken ışın , diğerleri ise yumuşak ışınlıdır. Pektoral yüzgeçler solungaç kapaklarının hemen arkasındadır ve oldukça yükseye yerleşmiştir.



beslenme:Çoğunlukla beslenmek için sığ sulara giren ve sürüler teşkil eden hızlı yüzücü balıklardır. Besinleri genellikle ipliksi alglerdir fakat omurgasızları da yer.
    kefalllllllllll

sokkan balığı DATCA


  1. griye çalan rengi, zehirli dikenleriyle ufak boyutlu bir balık. eti beyaz ve lezizdir. beyaz ve kara olmak üzere iki çeşidi vardir. güney ege de bu adla anılsa da ayvalık ve kuzey ege taraflarında, sarpa balığına benzemesi nedeniyle deli sarpa olarakta anılır. sürüler halinde gezer. bazı durumlarda kamufle olmak için renk değiştirebilir. deniz yosunlarıyla beslenir.ucuz ve leziz bir sofra balığıdır.dikenleri pişirilene kadar balık ölse dahi insanı hastanelik etmeye yeter.
    (, 07.01.2007 15:08 ~ 15:29)
  2. balığı temizlerken her şeyden önce dikenlerini bir makas yardımıyla dikkatlice keserseniz iyi edersiniz.

    en iyi kızartması olur bir de.
    (, 05.03.2007 14:33)
  3. kafasının bittiği yerde, ensesinde dikeni bulunan ve buradan sizi sokup zehirleyen balık. temizlerken öd kesesini adam gibi almazsanız acı bi tadı olur. lakin dikkat ederseniz tadına doyum olmaz. tutması da zevklidir, oltayı zorlar.
                                          

müren














MÜREN BALIĞI


Anguilliformes Muraenidae


Muraena helena




Muraenidae familyasından olan müren balıkları da yılan balıklan grubundandır. Akdeniz, Ege ve Marmara'da yaşayan belli başlı türünün bilimsel adı Muraena helena'dır. Yüz yirmiye yakın türü olan müren balıklarının boyları 15 santimden 3 metreye kadar değişir. Tropik ve astropik denizlerde 45 metreye kadar olan derinliklerde kaya kovuklarında, mercan resiflerinde ve mağaralarda yaşarlar. Müren balığının gövdesinin Ön kısmı ve kafası, gövdenin diğer tarafına oranla daha iri ve geniştir. Türlerin çoğunda, çenelerde sıra halinde çok sivri dişler vardır. Bazı türlerin damağında sivri bir diş bulunur.

Müren balığının derisi çok kalın ve gözle görülmeyecek derecede küçük pullarla kaplıdır. Bunlar deriye iyice intibak etmiştir. Solungaç boşluğunun yarığı ufaktır. Kafa sivri olup gözler ufaktır.
Karın yüzgeci teşekkül etmemiştir. Buna karşılık sırt yüzgeci kafanın ortasından başlar, gövdenin üçte birlik bölümüne kadar yükselir, kuyruğa doğru devam edip anüs yüzgecinin uzantısıyla birleşir. Bu nokta kuyruk yüzgecini teşkil eder.

Müren balıklarının bazı türlerinin rengi koyu ve donuktur. Bunlar kirli yeşil, kahverengi ve grimsidir. Bazı türlerinin renkleri ise parlaktır. Beyazımsı olan bu balıkların üzerinde kırmızı benekler, sarı-yeşil çizgiler bulunur. Kırmızımsı kahverengi olanların üzerinde beyaz benekler, çizgilerin oluşturduğu şekiller, koyu renk lekeler vardır. Saldırgan balıklar arasında sayılmakla beraber üzerine gidilmediği ve rahatsız edilmediği sürece saldırmaz. Kovuğundan kafasını çıkarıp sonra tekrar içeri sokar. Bu balığın adı hak etmediği kadar kötüye çıkarılmıştır. Denizde yüzenlere, dalgıçlara, resiflerde ıstakoz, iri tarak ve diğer kabukluları toplayanlara saldırdığı söylenmiştir. Aslında gerçek başkadır. İnsanlar müren balığından ne kadar kaçmaya çalışıyorsa, balık da insanlardan o derece uzaklaşmak ister. Ancak bir köşeye sıkıştırıldığı veya zıpkınlandığı zaman saldırır ve kaçabilmek amacıyla müthiş bir güçle insanı ısırır. Bu tür karşılaşmalar sonucu ciddi yaralar alan kişilerin tedavileri uzun sürer. Balığın dişlerinin dibinde zehirli maddeler bulunduğu için yaralarda kolaylıkla iltihaplanmalar olur. Müren balığı saldırırken zehirli bir yılan gibi davranır. Kafasını ve gövdesinin ön kısmını kaldırır ve aşağı doğru vurur. Bunu hem denizde hem de gövdesinin ön kısmı sudan çıkarıldığı zaman yapar.

Müren balığı gündüzleri kaya ve mercan resiflerindeki oyuklar ve yarıklarda geçirir. Beslenmek için geceleri ortaya çıkar. Ahtapot, yengeç, çeşitli balıklar ve kabuklu yumuşakçalarla beslenir. Besinini, bütün olarak yutabilecek büyüklükteki ölü veya canlı her türlü hayvan oluşturur.
Bazı türlerin tarak ve deniz kestanelerini yiyebilmek için yassılmış öğütücü dişleri mevcuttur. Müren balığının sadece çabucak yutabileceği yiyeceklerle beslenmesinin bir nedeni, solunum yapabilmek İçin ağızdan devamlı olarak su akmasının gerekmesidir. Bunun sonucu olarak müren balığı özellikle faal haldeyken sanki soluk soluğaymış gibi bir görünüm kazanır.Üreme mevsimi sırasında müren balıkları oldukça huysuz ve saldırgan olurlar. Bu devrede diğer yılanbalıkları gibi göç etmezler. Dişi çok sayıda yumurta döker. Bunların sarısı daha fazladır. Yumurtalardan 5-7.5 santimetre boyunda kurdele biçiminde "ince kafalı" yavrular çıkar.
Müren balığının etinin ülkemizde ekonomik bir değeri olmadığı için, özellikle avı yapılmaz. Ancak Akdeniz, Ege veya Saroz Körfezinde gece balığına çıkıldığında oltaya atlayabilir. Oltaya takılan müren balığı gövdesini düğüm yapar ve düğümün kafasından öne ya da arkaya doğru kaymasını da sağlar. Sivri bir taşa veya oyuğa kuyruğunu geçirip kendini düğümlerse tekneye alınması imkansızlaşır, neticede olta kopar.
Balık herhangi bir şekilde yukarı alındığı takdirde keskin bir bıçakla kafası kesilmelidir. Bu gibi durumlarda çok dikkatli olmak, balığın saldırısından korunmak gerekir.
Müren balığının eti beyazdır; marine edilirse, yani sirke, soğan ve domates suyuna bırakıldıktan sonra pişirilirse çok lezzetli olur.
__________________

trakonya balığına dikkat edin!!!!!!!

Trakonya balığı

Trakonya balığı
Dikenleri zehirli olan bir dip balığıdır.15-20 cm. boyunda, kahverengi, kirli sarı desenli bir deris

Denizlerimizde yaşayan en zehirli dip balıklarından biri olup, 15 - 20 ve en çok 35 - 38 cm. boy uzunlığunda hareketsiz bir dip balığıdır. Buna karşın deniz dibinde avlarına karşı çok süratli bir yapıya sahiptir. 
Av esnasında oltanızda ve ağınızdan bu balığı çıkartma esnasında elinize iğnesi battığında ilk yapılması gereken iş, iğnenin battığı yere 40 derecenin üzerinde ısı uygulanması ve protein yapısının parçalanmasının sağlanması ve %10 luk Amonyak çözeltisi kullanılmasıdır. Bu dikenleri zehirli olan balık öldükten sonrada dikenindeki zehir aynı şekilde insanı zehirleyebilir. Ticari önemi olmadığından dolayı avcılığı yapılmaz. Aynı zamanda Çarpan Balığı olarak adlandırılan Trakonya, küçük balık ve kabuklularla beslenir. Eti beyaz olup lezzetlidir diyebiliriz. 
Denizin dibinde, kumların içine yatarak avını bekler. Aynı zamanda kayalıklar içerisinde de yaşayabilmektedirler. Dipte gezinen küçük balıkları, balık yavrularını, karidesi yiyerek beslenirler. Çenesi çok kuvvetlidir. Yanına yaklaşan balıkların birden üstüne atılarak zehirli dikenlerini batırırlar ve bu şekilde avlanırlar. Diğer taraftan kendisinden daha büyük balıklardan olan Sinagrit balığı gibi olan balıklar trakonyayı yerler . Ancak trakonyayı yiyen balıklarda bir müddet sonra ölürler. 
Mayıstan itibaren yaz boyunca yumurta dökerler.
Tehlikesi nedeniyle özel olarak hiçbir avcılığı yapılmaz. Ancak gırgırlarda, fanyalı ağlarda gelebilir. Gırgırlarda gelen trakonyalar bile kakıçlarla alınarak tekrar denize atılırlar. 
Olta ile de özel avcılığı yapılmaz. Ancak dip oltaları ile yapılan avcılıkta ya yeme atlar, ya da en dip iğnedeki balığa ve kaşık oltalarına da atlar. 
Bu durumda, amatörlerin yapacağı iş, eğer balığı tanımıyorlarsa, hiç beklemeden ve balığı sudan çıkarmadan, kösteği keserek ağzındaki iğne ile birlikte denize atmaktır. Ağzında iğne olan balık, yaşamını sürdüremez, ölür. Eğer balık tanınıyorsa ve mutlaka sandala alınmak isteniyorsa, o zaman, küpeşteye kadar çıkarılan balığın kafasına ya basamak ile ya da başka bir ağırlıkla vurarak öldürmek gerekir. Öldükten sonra gene dikkatle içeri alınır. Kafası, kulak kapaklarının altından kesilip bıçak ucu ile denize atılır. Sırt yüzgeci, kuyruğundan tutularak, öne doğru her iki yanına keskin bir bıçakla açılan iki yarık kanalı ile gövdeden ayrılır ve o da denize atılır. Bundan sonra artık tehlike kalmamıştır. 
Bu kadar belalı bir balık olmasına karşın eti en lezzetli balıklar arasındadır. Tavası, haşlaması nefis olur.